30 Ağustos 2011 Salı

Kore Notları 1 - Seul'e Gidiş

Atatürk Havalimanı'ndan THY'nin Seul'e doğrudan giden 23:40 uçağına bindim. Uçağın ismi Kocaeli idi. Uçakta genel olarak Koreliler çoğunluktaydı. Türk çok azdı. Biraz Rus vardı. Benim yanımda İsrailli biri vardı. Yolculuk sırasında çok konuşmadık ama inerken epey konuştuk. Seul'de bir hastaneye çalıştığı firma ultrason cihazı satmış, onunla ilgili eğitim vermeye 3 günlüğüne Kore'de bulunacakmış. Benim en az 3 sene kalacağımı duyunca bana acıdı ve "good luck" dedi. Oturduğum koltuğun arkasında bir bayan Türk öğrenci vardı. Uçak kalkana kadar sevgilisiyle telefonda konuşup kafamı ütüledi. Korece biliyormuş; yanındaki Koreli kızla epey konuştular.
Yolculuk çok sıkıcıydı. Daracık koltukta hiç uyuyamadım. Biri akşam yemeği biri kahvaltı olmak üzere iki defa yemek servisi yapıldı. Yemekler fena değildi ama Koreli yolcular pek yiyemediler. Ayrıca uçakta Kore'ye girişte pasaport kontrolünde verilmek üzere bir bilgi formu doldurulması istendi (Kore'deki adres, seyahat amacı vs. gibi bilgilerin yazılması gerekiyor).Uçaktaki Korelilerden edindiğim izlenim: iddia edildiği gibi kokmuyorlar. Havaalanında bir Hintli vardı, o çemen kokuyordu mesela. Ama Korelilerin koktuğu uydurma. Giyim, görünüş ve davranış olarak Türkleri çok andırıyorlar. Uçağa binince hiç yabancılık hissetmedim.
Uçak Seul Incheon havaalanına yaklaşık 10 saatte vardı. Incheon havaalanı yapay bir ada üzerine kurulu ve çok uzun bir köprü ile karaya bağlanıyor. Uçak alçalırken denizi inceledim, bir tane ufak savaş gemisi gördüm. Denizin üzeri sisli ve puslu idi. Su açıkça kirli idi. Incheon havaalına inince önce havaalanın içindeki bir trenle gelen yolcu terminaline geçtim. Burada pasaport işlemlerimi yaptırdıktan sonra aşağı kata inip bavulumu aldım. Bavulum çok ağır olduğu için hareketli bant üzerinden alırken zorluk yaşadım. İnsanlar güldüler ama aralarında bir tanesi hiç gülmeden gelip yardım etti. "Thank you" dedim, tepki vermedi. Bavulu aldıktan sonra gümrük beyanı ile ilgili bir belge doldurdum. Sonra yakındaki bir exchange office'den bir miktar Kore wonu aldım. Gümrük beyanını görevliye verip gelen yolcu çıkış peronuna girdim. Burada bir adam yanıma gelip İngilizce "Taksi lazım mı abi?" dedi. Ben de "Yok abi, sağol" dedim. Gimpo havaalanına gitmek için otobüsleri aradım, taradım. Otobüs gişesine Gimpo'ya nasıl gidilir diye sordum "7000 won" dedi. "Anlamadım" dedim. Sinirlenerek "7000 won" dedi. Bileti aldım, otobüsü buldum, bavulumu muavine verdim. Tüm bu işlemler aşağı yukarı yarım saat sürdü. İkinci izlenimim: Havaalanı güzel gibiydi fakat Hamburg'un havası başka güzeldi. Havaalanında kötü koku olduğu iddiası da doğru değilmiş. Görevliler gayet güzel İngilizce konuşuyorlardı. Nem çok yüksekti, hemen terledim. Hava da biraz sıcaktı (25 dereceden biraz fazla). Incheon'dan Gimpo'ya gitmek Atatük Havaalanı'ndan Sabiha Gökçen'e gitmek gibi. Ama yolda konut göremedim. Yollar Türkiye'dekine benzediğinden yine o yabancılık duygusunu yaşamadım. Kuş gibi özgür de hissetmedim.
Gimpo havaalanında tam 30 dakikada vardım. Bu havaalanı Sabiha Gökçen büyüklüğünde. Giriş yaptıktan sonra Korean Air'in check-in kısmına gidip biletimi aldım, bavulumu verdim. Bu arada oradaki görevliye acil bir telefon konuşması yapmam gerektiğini (danışman hocamı aramam gerektiğini) fakat pay phone için kart bulamadığımı söyledim. Niyetimi anladı, hemen kendisi önündeki telefondan hocamı aradı. Hocama sorunsuz bir şekilde geldiğimi bildirdim. Sonrasında uzun müddet Ulsan'a gidecek uçağı bekledim. Beklerken etrafımdaki insanları inceledim. İzlenimim şu oldu: Kore'nin Türkiye'den neredeyse hiç farkı yok. Sanayileşmiş olması bile çok büyük fark yaratmamış (Almanları göz önüne alarak bunu söylüyorum). Toplumun genel görünüşünde hiç modern bir taraf göremedim. Bazılarının anlattığı ultra modern yüksek teknolojiyi de göremedim. Koreliler hakkında bu tip şeyler galiba hep uydurma. Kore'de uçakların boarding'i (uçağa biniş) kalkıştan 15 dakika önce başlıyor (Gimpo'dan yurtiçi seferlerde). Türkiye'de 1 saat önce başlıyor. Bu belki büyük bir farklılıktır.

Hiç yorum yok:

Mein Faust

- Dein erstes Wort war NEIN...
- Und wird das letzte sein.

Que peut un homme?


İzleyiciler